Türkiye enerji alaninda ayni anda, birbiri ile celisen amaclar izlemeye calisiyor

Sanirim Türkiye'nin uluslararasi enerji arenasinda oynayabilecegi rol ve bunun sinirlari konusunda yapilan yorumlarda atlanan cok önemli bir nokta var: Türkiye ihtiyac duydugu enerjinin büyük bir kismini ithal etmek zorunda olan bir ülkedir.

Bir cok yerde, Türkiye'nin bu gercegi kabul ederek, muhtac oldugu enerjiyi ihrac eden ülkeler veya sinir asan konsorsiyumlar karsisinda dikkatli olmasi, kendi ihtiyacini dikkatli bir sekilde tespit etmesi, ürettigi ve satin aldigi enerji kaynaklarini idareli kullanmasi, kendi evinde sahip oldugu enerji kaynaklarini arttirmasi (yenilenebilir enerjiler veya baska bir yolla) ve bu yolda ulasmak istedigi hedefe adim adim yaklasmasi tavsiye ediliyor. Türkiye'nin dogal olarak bazi anlasmalar, projeler, aktiviteler icine girdigi belirtiliyor, ancak belli bir stratejisinin olmadigi ifade ediliyor.

Bu noktada bir sey eklemek isterim. Bence "strateji" lafi yanlis anlasilmalara sebep olabilir. Birisi cikip, hakli olarak "iste strateji belgesi!" ya da "iste bu plan...!" diyebilir. Ancak asil anlatilmak istenen, sanirim, mevcut stratejiler, aktiviteler ve planlar arasinda bir koordinasyonun, bir kohezyonun, bir sinerjinin olmamasi. Yoksa stratejiden cok bir sey yok...

Peki Türkiye bu konuda neden bu kadar daginik?

Benim nacizane kanim su: Türkiye, ayni anda farkli, hatta celisik amaclar izlemeye calisiyor.

Nasil mi? Söyle:

Türkiye, ekonomisinin kalkinmasini devam ettirmek icin gerekli ic ve dis enerji kaynaklarini bulacak, bunlari yasal bir sekilde (kontrat yoluyla) bagitlayacak, kaynaklar, stratejiler ve planlari arasinda kohezyonu saglayacak yerde, uluslararasi enerji arenasinda, büyük üretici ve tüketici ülkeler gibi cok büyük roller oynamaya calisiyor, buna büyük efor sarfedip kendisini yoruyor ve bu nedenle de asil amacindan, yani "ekonomisine, sanayiine gerekli ve yeterli enerji bulmak" amacindan uzaklasiyor.

Uluslararasi politikada da bunun sakincalari var. Diger ülkeler size ihtiyatla yaklasiyorlar, her adiminizi izliyorlar, yaptiginiz masum bir hareketi bile stratejik, sinsi bir hareket olarak kabul ediyorlar. Hele bir de "bölgesel süper güc" "enerji dagitim merkezi (energy hub)" "Avrupa'nin enerji saglayicisi" vs gibi laflar ortada dolaniyorsa... Bu da sizin isinizi zorlastiriyor, hedefinize varmanizi güclestiriyor ve belki de imkansiz hale getiriyor. Türkiye bu dünyada yalniz olmadigini unutuyor...

Aslinda dünyada büyük enerji üreticisi ülkelerin bu rolleri genis kabul görüyor; herkes onlarin nasil davranacagini az cok biliyor, kendisini ona göre ayarliyor vs. Ama asil korkulan, aradan cikip, ortaligi bulandiran, kendine bir takim roller bicmeye calisan aktörler. Iste asil onlarin ne yapmak istedikleri, ve ne gercekten ne yapabilecekleri konusunda büyük soru isaretleri var. Cünkü bu tür aktörler resmi daha karmasik hale getiriyorlar. Büyük kücük her ülkenin kendisine göre plani var; sonra aradan birisi cikip, ben soyle olacagim, böyle olacagim, sen bana muhtac olacaksin vs. diyor. Otekilerin buna yaklasimini tahmin etmek pek zor degil. Hakli olarak, ellerindeki silahlari onlar da size karsi kullaniyorlar, islerinize tas koyuyorlar vs. Yani kendi izlediginiz amaclara kendiniz, hareketlerinizle engel oluyor ve sonunda bu amaclardan hicbirine ulasamiyor ve hatta alay konusu oluyorsunuz.

Türkiye cok farkli amaclar izlerken, enerjisini, zamanini ve parasini bölüyor, bosa harciyor. Eger ilerde gercekten önemli bir ülke olacaksa Türkiye, bu, simdi attigi adimlara baglidir. Dünya tarihine yön vermis ülkeler baslangicta bunun bilinciyle yola cikmamislardir, ancak zaman ve ortam onlari o noktaya tasimis, digerleri arasinda yükselmelerini saglamistir. Biz önce bizim icin gerekli hamleleri yapalim, su an attigimiz adimi dogru atalim, ve bu isi zamana birakalim: gercekten "büyük" olma potansiyelimiz var ise, gerceklesecektir bu.

Türkiye'ye biraz mütevazilik gerekiyor. Baskasinin malinda gözümüz oldukca, baskasinin kaynaklari üzerinde acik veya gizli bir sekilde hak iddia ettikce, kendi isimize bakmadikca, bize gerekli olan bilinci kazanmamiz mümkün degildir. Yani, bir laf vardir "lafla peynir gemisi yürümez" diye ben onu "gazla peynir gemisi yürümez" diye formüle etmek istiyorum ki, burda anlattiklarim özetlensin...

Comments

Popular posts from this blog

"Berlin'de Türk-Alman Futbol Şöleni" mi dediniz!?!

Ben Hırvatistan’dayken