Posts

Showing posts from 2010

Ben Hırvatistan’dayken III

Image
Hırvatistan'da İlk Günüm Önce Prag’a uçacak, sonra da Zagrep’e devam edecektim. Daha önceki “Doğu Avrupa” uçuşlarımda deneyimlediğim gibi iki uçak da küçük ve pervaneli tipdeydiler. Doğrusu şaşırmıştım bu duruma, çünkü Hırvatistan’ın son yıllarda oldukça büyük önem kazanan bir turizm ülkesi olduğunu düşünüyordum ve oraya daha büyük uçakların—özellikle de Almanya’dan uçulduğunu düşünecek olursak—hizmette olmasını beklemiştim. Beklendiği gibi sesten çok rahatsız oldum ama Zagrep’e ulaştığımda kulaklarım hala benimle beraberdiler. Havaalanında beni Vedrana karşıladı. Yolculuğumun bittiğini sanıyor ve biraz dinlenmeyi umuyordum. Hatta biraz şansım olur da şehri bir parça keşfetme imkanı bulurum belki diye umutlanıyordum. Ancak şaşkınlıkla, programın yapımcısı ve sunucusu Knjaz ile 5 saatlik bir araba yolculuğuna çıkacağımı öğrendim. Ama hala deniz kenarına gideriz belki diye düşünüyordum ki, gideceğimiz yerin denizle alakası olmadığını, içerlek bir bölge olduğunu söyledi Vedrana, s...

Ben Hırvatistan’dayken II

Image
İkinci Bölüm: TV Programı Hakkındaki Şüphelerim Garibime giden başka bir şey de Vedrana’nın, Hırvatistan’a gidecek olan kişinin ben olup olmadığı konusunda hep yüzdelerle konuşması oldu: “Ercan, yüzde 80 sen geliyorsun buraya!” İki gün sonra, “yüzde 90 yarışmanın kahramanı sen olacaksın” diyordu e-postasında. Programa katılmamın kesinleştiği gün bile şansım, ona göre, yüzde 99.9 idi. Kendisi aslında bu yüzde haberleri ile ilgimi yüksek tutmak istiyordu belki, ancak benim umurumda değildi doğrusunu söylemek gerekirse: zaten hiç hesapta olmayan bir şey olduğundan, olsa da olur olmasa da diye düşünüyordum, fakat onun hevesini de tabi ki kırmadım. En sonunda seçildiğim haberi geldi ve biletim gönderildi. Bu sefer Hırvatistan’da böyle bir iş için doldurmam gereken evraklar gönderilmeye başladı. Biraz sıkılmadım değil tabi ama, gecikmeli de olsa gereken evrakları tamamladım ve geri gönderdim. Bu arada Hırvatların Osmanlı yönetimi altında geçirdikleri yüzyıllar hakkında bilgi sahibi o...

"Berlin'de Türk-Alman Futbol Şöleni" mi dediniz!?!

Image
Almanya-Türkiye maçı için toplanmıştı insanlar. Bir kaç gün öncesinden duyurulduğu üzere, Türkler ve Almanlar bir arada maçı seyredecekler ve kim kazanırsa kazansın beraber kutlayacaklardı. Gözlerimle kalabalığı analiz etmeye başladım; insanların ne kadarı Türk ne kadarı Alman'dı, anlamaya çalışacaktım. İşim çok kolaydı. Çünkü kalabalığın yüzde 99'u Türklerden oluşuyordu; arada, o da çok dikkatli bakılırsa, bir kaç Alman seçilebiliyordu. Bunu garipsedim tabi: Almanlar, Berlin'in ve hatta Almanya'nın bu en açık fikirli ve "multi-kulti" (çok kültürlü) semtinde düzenlenen bu şenliğe neden katılmıyorlardı? Biraz sonra anladım neden olduğunu. Sahnede şarkı söyleyen Türk şarkıcı, aralarda yaptığı anonslarda hep Türklere hitap ediyordu, konuştukları sözler de Almancaya çevrilmiyordu. Bu şenlik düpedüz sadece Türkler için tertiplenmişti. Arkasında kurulu dev ekranda Alman milli takımına ilişkin bir haber cıktığında veya ekrana, Almanya'daki tüm Türklerin gururu ol...

Ben Hırvatistan’dayken

Image
Birinci Bölüm: Nerden Çıktı Bu Hırvatistan İşi!? “Bir rejisör arkadaşım Hırvatistan’da çekecekleri bir televizyon programı için İngilizce konuşabilen, 35 yaşından büyük ve bıyıklı bir Türk arıyor!” diye yazıyordu Berlin’den tanışık olduğum, genç ve gelecek vaadeden rejisör arkadaşım Oytun’un Facebook statüsünde. Yüzümde bir gülümsemeyle “Yorum yaz” butonuna tıkladım ve “Sanırım beni tarif ediyorsun” diye yazdım. Aslında merak etmiyor değildim ama bir şey de çıkacağını sanmıyordum. Ardından Oytun’dan gelen mesaj, bunun oldukça somut bir iş olduğu söylüyordu ve Hırvatistan’da kontak kurmam gereken kişinin adres bilgilerini içeriyordu. Araya giren işlerden ve biraz da ağırdan almam nedeniyle bahse konu kişiye uzun zaman yazmadım. Ancak bir şekilde tekrar karşıma çıkan e-maili görünce yazmaya karar verdim. Aslında zamanın geçtiğini ve bu nedenle olumlu cevap gelmeyeceğini düşünürken bir de baktım cevap posta kutumda duruyor. Kullanılan dilden başka adayların da olduğu belliydi, ancak g...

AB'ne göcer misiniz?

Image
AB ülkeleri Türkiye'nin genc nüfusuna eninde sonunda ihtiyac duyacaktir. Fazla israr ederek duvarlar ördürmemek lazim. Korku nedeni ile AB'nde sag partilerin güclenecegi seklindeki degerlendirmelere de katiliyorum. Yapilacak en dogru sey Türkiye'deki genc nüfusun dünyada rekabet edebilecek sekilde egitiminin saglanmasi ve genc insanlara bir an önce genel gecer mesleklerin kazandirilmasi olacaktir. Oyle, ona buna catarak, baskalarini suclayarak bir yere varilmaz. Gecmiste oldugu gibi bugün de "altin bilezik" önemini devam ettirmekte; yani insanimiza dünyanin neresinde olursa olsunlar hayatlarini kazanabilecekleri meslekleri kazandirmamiz lazim. Gerisi bos laf.

Asil bahti güzel olsun, kardes...

Image
Yandaki resim. Ya evet, Istanbul, degil mi? Kim tanimaz ilk bakista? Sihirli sehir, herkesi kendine ceken, bir daha da birakmayan... Hic düsündünüz mü, acaba bu büyüleyen güzellik, Istanbul icin bir nimet mi, yoksa bir lanet mi diye? Yaklasik 40 senelik Istanbullu olarak, ben düsündüm ve bunun bir lanet oldugu kaanatine vardim. Kim etti bu laneti ya da kim sebep oldu, bilmiyorum, ama bugün görünen o ki birisi, bir zaman gelmis ve bu laneti okumus sehrin üzerine... Bu resimde aslinda batan günes degil, Sehr-i Istanbul. Iyi bakin, cünkü yakinda bunu dahi göremeyebilirsiniz. Renkler de tam tutmus aslinda, gelecekteki halini yansitiyor bence sehrin; o kizillik belki de kurakliktan yanan veya yeraltindan püsküren lavlardan kipkizil olmus gelecekteki gök yüzünü, denizin rengi de yesil balciktan bogazicini gösteriyor olabilir bal gibi... Artik Istanbul, Istanbul degil. Artik gitmek istemiyorum kendi memleketime, görmek dahi istemiyorum, eski resimlerine bakiyorum, eski filmleri izliyorum. O...

Türkiye enerji alaninda ayni anda, birbiri ile celisen amaclar izlemeye calisiyor

Image
Sanirim Türkiye'nin uluslararasi enerji arenasinda oynayabilecegi rol ve bunun sinirlari konusunda yapilan yorumlarda atlanan cok önemli bir nokta var: Türkiye ihtiyac duydugu enerjinin büyük bir kismini ithal etmek zorunda olan bir ülkedir. Bir cok yerde, Türkiye'nin bu gercegi kabul ederek, muhtac oldugu enerjiyi ihrac eden ülkeler veya sinir asan konsorsiyumlar karsisinda dikkatli olmasi, kendi ihtiyacini dikkatli bir sekilde tespit etmesi, ürettigi ve satin aldigi enerji kaynaklarini idareli kullanmasi, kendi evinde sahip oldugu enerji kaynaklarini arttirmasi (yenilenebilir enerjiler veya baska bir yolla) ve bu yolda ulasmak istedigi hedefe adim adim yaklasmasi tavsiye ediliyor. Türkiye'nin dogal olarak bazi anlasmalar, projeler, aktiviteler icine girdigi belirtiliyor, ancak belli bir stratejisinin olmadigi ifade ediliyor. Bu noktada bir sey eklemek isterim. Bence "strateji" lafi yanlis anlasilmalara sebep olabilir. Birisi cikip, hakli olarak ...

Science (or simple human guessing capability) competes with Octopus Oracle Paul...

Image
I have been working for a while now at the German Institut for Economic Research. Very industriously they publish studies, research papers, books, brochures, articles etc. on any imaginable topic that concerns the economic and social life in Germany and in the globe. So, taking the advantage of the time spending there, I treat myself to wide spectrum of interesting scientific works prepared by various intellectuals. Last week I have come across this research note entitled " Money : Chance = Spain Wins 2010 Football World Cup " published in June this year, apparently well before the World Cup final between Germany and Spain. Very amazed I have learned that this scientists have predicted that Spain would be the next world champions, by using a simple kind of method: guessing by the obvious! :) What they have done is doing research on the " transfer market value of the teams " taking part in the World Cup finals in South Africa and simply making a list. Consequently t...

Yilan hikayesi: Liberal mi olalim, devletci mi kalalim? - 3

Image
Asagidaki kissada bahsedilen ahlak (icsel adalet) tekrar hakim olmadikca, ülkeyi hic bir sistem kurtaramaz... Asagida anlatilan türden insanlarin oldugu bir toplum icin de sistem, düzen, yöntem, din, ideoloji vs. fark etmez; hepsi basariya ulasir. Fatih Sultan Mehmet bir gun yiyecek maddelerinin kalitesini ve tuccarin gelir durumunu kontrol etmek amaciyla tebdili kiyafet carsiya cikti. Bir dukkana girip selam verdikten sonra; “Yarim batman yag, yarim batman peynir ve yarim batman bal veresiz!” dedi. Dukkan sahibi yarim batman peyniri tartip parasini hesap ettikten sonra; “Agam, diger isteklerinizi de karsi komsumdan alasiz. Zira onun mali hem daha makbuldur, hem de daha siftah etmedi.” dedi. Padisah ikinci dukkana varip oradan da yarim batman peynir alinca, bu dukkan sahibi de; “Sukurler olsun siftahimi ettim. Hem de cocuklarimin nafakasini cikardim. Bundan sonrasi kârdir. Diger isteklerinizi de komsumdan alasiz. O daha siftah etmedi.” deyince Fatih Sultan Mehmet; “Bu mil...

Sihirli kelime: Birliktelik

Image
Bir kac sene önce bir yerlerden kafama esip de yazdigim bir yazim geldi aklima bugün, nedendir bilinmez. Ben de arayip buldum onu. Ee tabi artik blog'a yaziyorum ya böyle seyleri, bunu da yayinlayayim dedim kendi kendime. Sonucta yazim burdaki yerini buldu, unutuldugunu sandigi bir sirada. Tamamen bir denemedir, o sirada aklima gelenlerdir; yanlisi dogrusu ile degil, fakat hissettirdikleri ile daha iyi anlasilir sanirim. Lafi fazla uzatmayayim. Buyrun... Birliktelik Insanlar arasinda ayriliklar vurgulanmaya basladigi zaman dagilma da baslamis demektir . Ancak ve ancak insanlarin gecmiste birlikte yasamisliklari , ortak yonleri on planda olursa , birlesme egilimi dogar . Bu egilim ve birliktelikten duyulan haz bazen o dereceye varir ki , irk , din , dil , etnik koken ve hatta zenginlik / fakirlik gibi cok onemli görünen ayrimlar dahi goze gorunmez olur . Genellikle beraber cekilen sikintilar insanlari bir araya getirir . Kenetlenmis insanlar o kisilerdir ki , onlar gecmisteki buyuk ...

Don't worry (be happy!) (-:

Image
"Don't worry" Mevlana says and goes on: You will only then possess two wings, when you have fear, on one side, and hope, on the other. With one wing only, one cannot fly anyway. He, who hits the carpet with a stick, aims at removing dust from it, but not at punishing it. By giving you "difficulties", God removes dust and dirt from you. So, why are you worried so much? A stone won't become a ring, as long as it doesn't transcend being a stone. The stone, who wishes to become a ring, should venture being crushed and fined away. (On the picture: If you do not have intellect, you are messed up. But, what if you do not have a heart: then you do not exist anyway.) *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** "Uzülme" der Mevlana ve devam eder: Bir yanda korku bir yanda ümidin varsa iki kanatli olursun. Te...

Istanbuls "Schule der Elite", die dafür zahlen kann :-)

Image
Quelle: ZDF Mediathek ( http://www.zdf.de/ZDFmediathek/beitrag/video/1086274/Istanbuls-Schule-der-In#/beitrag/video/1086274/Istanbuls-Schule-der-Integration ) EUR 10 000 pro Jahr macht Elite? :) Leider noch ein Beweis dafür, dass es im türkischen Bildungssystem keine Einheit und keine Chancengleichheit gibt. Wer hohe Gebühren zahlen kann, hat auch die Oberhand über den Rest der Bevölkerung, egal über welche Intelligenz oder Begabung er verfügt. Jede Bürgerin und jeder Bürger verdient echte und ausreichende Bildungschancen. Öffentliche und private Stipendien genügen nicht; eine weitreichende Erneuerung des Bildungssystem muss sein. Denn alle sind unsere Kinder, nicht wahr? (Bearbeitet von ErcAnna)

Yilan hikayesi: Liberal mi olalim, devletci mi kalalim? - 2

Image
Daha önceki blog postasinda bir foruma gönderdigimi belirttigim e-postaya cevap gelmis. Cevap veren arkadas, toplumdaki esitsizliklerden dem vuruyor, birisi cok zengin ötekisi fakir diyor ve tabi devletin ekonomik hayatta daha etkin rol oynayarak bu esitsizlikleri dengelemesi gerektiginden bahsediyor. (Tabi böyle diyerek biraz konu disina cikmis da oluyor.) Ayni zamanda, kar eden devlet tesekküllerinin de satilmamasi gerektigini, bunlarin mülkiyetinin ve isletmesinin devlet elinde kalmasi gerektigini savunuyor. Ona yazdigim asagidaki cevaptan sonra, benimle aslinda, üc asagi bes yukari ayni fikirde oldugunu belirtti ve devletin asil ilgilenmesi gereken hususlarin ic güvenlik, sosyal güvenlik gibi konular oldugunu kabul ettigini ifade etti. Yorumlari size birakiyorum: "Ben de sizin mesajiniz icin tesekkür ederim. Ancak birakin, birisinin mali digerinin gözüne batiyorsa batsin, zengin, daha az zengin, fakir, her zaman olmus, olacak da... Insan hazimli olmali, kendine isine bakmali...

Yilan hikayesi: Liberal mi olalim, devletci mi kalalim?

Image
Bu baslikta formüle edilen tartisma kadar insani bayan bir konu yoktur... Ben tabi kendi ülkemi bilirim: bu tartisma ile yillarimiz heba oldu gitti. Sanirim teorik anlama kapasitemizde bir sorun var bizim... Nerden cikti simdi bu konu diyebilirsiniz. Söyleyeyim. Tez yazdigimdan konumla ilgili bir cok internet mail grubuna üyeyim. Iste onlardan birinde, yine bir devletci mesaj ve ona karsilik veren liberal versiyonu! Dedim kendime kendime "ah, yine mi!". Bu emailleri yazanlar da öylesine istahlilar ki; sanki dünyada bu konuyu ilk kez tartisan insanlar onlar. Insan sikilmaz mi bundan? Neyse, tabi bende kendimi tutamadim, bir seyler yazdim, ama konuyu devam ettirmek, hele de böylesine üretkenlikten uzak bir minvalde sürdürmek icin degil, bilakis, orada kesmek ve mümkünse baska bir mecraya döndürebilmek icin. Iste asagida atifta bulunduklarimdir o emailde yazdiklarim: "Acaba bu devlet müdahalesi - liberalizm tartismasi kadar bir yere ulasmayan bir konu var midir? Sap saman ...

Animals are not clowns! - Hayvanlar palyaco degildir!

Image
What could one ever say more about it? However, I can't help thinking: What is wrong with being a clown? :)) No, of course, I'm joking. The clown earns his/her life from clownery; but what good is it for those poor animals? What do they earn out of this? This is the question to ask... ***************************************************************************** Bundan güzel nasil anlatilir? Ancak düsünmeden edemiyorum: palyaco olmakta ne sorun var diye? :)) Ama hayir, tabi ki saka yapiyorum. Palyaco hayatini palyacoluktan kazanir; fakat bunun, bu zavalli hayvanlara yarari ne? Onlar ne kazaniyorlar bundan? Sorulmasi gereken soru iste bu...

Yaftalamadan Düşünün!

Facebook'ta üye oldugum gruplardan bir tanesinde yayinlanmis bu video. Beni düsünceye sevk etti. Bunun üzerine asagidaki yorumu yaptim: "Yaftalama iyidir; yeter ki dogru yapilsin :) ama tabi su da unutulmamali: kisiler degil, fakat düsünceler yaftalanmalidir.. buna 'kavramlastirma' da deniyor... bu olmadan kompleks düsünmek imkansizdir.. yaftalama insanlara yöneldiginde, sorunlar, düsmanliklar, anlasmazliklar cikmaya baslar... insanlar o kadar cok yönlü, degisken yaratiklardir ki, bir etikete indirgenemezler zaten. o nedenle "sen cahilsin!" demektense, "cahilce konusuyorsun." veya "bu söylediklerin kesin bir bilgiye dayanmiyor." demek daha iyidir. Ya da "sen dinci bir perspektiften yapiyorsun bu yorumlari." demek "sen dincisin!" demekten daha yegdir. bu kücük ayrintiya dikkat edilirse, kavramlar, düsünceler kapisir, ancak insanlar dost kalir ve kucaklasirlar..." Tabi insan o an aklina gelenleri yaziyor yorum yapark...

Merhaba - Hello - Hallo - Salut!

Image
Merhaba Dünya! Kendimi, nerdeyse her gün, internet forumlarinda bir seyler yazar, bir takim yorumlar yaparken bulunca, düsünmeden edemedim, "ben bunlari neden kendi blogumda yazmiyorum yahu?!" diye. Iste bugünden itibaren, yorum, katki ve düsüncelerimi burada da yayinlamaya karar verdim. Ancak simdiden uyarayim: buraya yazacaklarim kimi zaman anadilim olan Türkce, bazen halen ögrenmeye devam ettigim Ingilizce veya Almanca dillerinde veya --tabi derin uykusundan uyandirabilirsem-- emekleme caginda olan Fransizcam ile olabilir. Eger ilgilenen olursa bir dilden digerine tercüme yapmak veya özetlemek icin vakit ayirmaya calisirim. Sevgi ve saygi cercevesindeki yorumlarinizin ve düsüncelerinizin basimin üstünde yeri var... Hadi baslayalim! *********** Hello world! Since I have found myself dropping comments, ideas and contributions in various internet fora almost everyday, I could not help thinking to myself "why the hell am I not publishing these in my own blog!?" Today...